SİBEL EDMOND; CIA ERDOĞAN'I NEDEN HEDEF ALDI? CIA Erdoğan'ı neden hedef aldı?

CIA'nın planı, Türkiye'yi bir model ülke olarak kullanmak ve diğer ülkeleri de aynı şekilde hizaya getirmekti. Erdoğan bu planı sahiplerine yedirdi...
Bu haber 2014-03-13 14:04:13 eklenmiş ve 3974 kez görüntülenmiştir.

CIA Erdoğan'ı neden hedef aldı?

 

Ortadoğu'da ve Türkiye'de son günlerdeki gelişmeleri daha iyi anlayabilmek için çok açıklayıcı okunması gereken bir röportaj.

 

SİBEL EDMOND; CIA ERDOĞAN'I NEDEN HEDEF ALDI?

 

"Uzun süre Türkiye'de yaşadım ve Türkiye iç politikasını çok yakından takip ediyorum. Ve doğrusu, benim "FBI muhbirlik" davamın konusu aslında "ABD-Türkiye arasındaki gizli görüşmeleri deşifre etmem"den kaynaklanıyor. Bu yüzden hem ABD'de ABD çıkarlarına zarar verdiğim, hem de Türkiye'de Türkiye çıkarlarına zarar verdiğim gerekçesiyle iki ülkede de tamamen dışlandım.

...

Amerikan vatandaşları Twitter üzerinden soruyorlar, "Erdoğan hakkında düşüncelerinizi bizimle paylaşabilir misiniz?" Yazdığım makalede bunu yapmaya çalıştım ve insanların konuyu doğru anlayabilmesi için, ciddi bir tarihi arkaplan bilgisi vermek zorunda kaldım. Amerikalı insanlar şaşırıyor, "Erdoğan önceleri bir melekken, nasıl oldu da ABD için şimdi bir şeytan, bir düşman haline gelebildi, bu sistem nasıl çalışıyor?"

 

CIA'nın kukla hükümetler kurduğu, onları kullandığı, ve ardından bir gecede onları nasıl yok ettikleri bilenen bir gerçek. Aynı şey Erdoğan'ın da başına getirilmeye çalışılıyor.  Ah evet, bu durum pek çok Amerikalı'ya Donald Rumsfeld'in Saddam'la tokalaştığı o unutulmaz görüntüleri ve daha sonra gözden düştüğünde işgal ve yokedilişini hatırlatıyor. Aynı süreç, Erdoğan'la ilişkilerde de açıkça görülüyor.

...

Ve Erdoğan'ın tasfiye süreci, Gezi Parkı olayları ile başlamış gibi görünüyor, ancak makalenizde de belirttiğiniz gibi bunun çok daha geniş çaplı, farklı nedenleri var. Örneğin daha önce Bir Gladyo Projesi: Fetullah Gülen röportajımızda anlattığınız gibi.

 

Gülen'le de bağlantılı.

 

Peki, bu değişimin nedeni nedir? Erdoğan neden gözden düştü?

Evet, bütün bunlar Gülen ve Erdoğan arasındaki kavgayla başladı. Gülen cemaati AKP'nin hükümet olması için çok ciddi destek verdi, Erdoğan ve Gül'ün bütün bürokratları Gülen cemaatinin desteğiyle geldi o noktalara.

Ancak burda şuna dikkat etmek gerekiyor, Gülen sadece bir sembol. Asıl önemli olan ve işi yapan Gülen markası. Yani, "Gülen" markasının arkasına sığınarak iş yapılıyor ve Gülen de buna müsaade ediyor. 1997'den sonra CIA Gülen'i oyuna dahil etti. Tünkiye'nin laik kanadına göre Gülen, Türkiye'de şeriat düzeni kurmak istiyor ve suçlarından dolayı aranıyordu. CIA onu ABD'ye getirdi ve ne tesadüf ki, CIA merkezinin hemen yanı başında bir eve yerleştirdi. Gülen 15 yıldır ABD'de yaşıyor ve 20-25 milyar dolarlık bir ağı kontrol ediyor ve kimse gerçekten bu paranın nerden geldiğini bilmiyor. Bu Gladyonun A planı idi.

....

Gülen'in ABD dışında CIA ile birlikte açtığı okullar, camiler, medreseler birer birer kapatılıyor çünkü bu ülkeler, Gülen cemaatinin varlığının kendi ülkelerinin ulusal güvenliğine bir tehdit olduğunu, CIA ile ortak operasyonlarda kullanıldığını kavradılar. Gülen cemaati ve CIA bununla kalmadı tabii ki, Türkiye'de büyük bir medya ağı kuruldu, satın almalar yoluyla, polis teşkilatına, hukuk ve askeri alanlara sızdılar. Ve işte bu güç ağı, yani Gülen ve CIA ortak hareketi, Erdoğan'ı parlatarak hükümete taşıdı.

 

Aslında 97'de Erdoğan'ın üyesi olduğu parti, askerlerin müdahalesiyle kapatılmış, Erdoğan hapse atılmış iken, 2002'de bu kez askerler geri adım attı, sessiz kaldı ve Erdoğan'ın başbakan olmasına izin verdi. Peki 1997-2002 arasında değişen neydi? Evet, artık Gladyo B planına geçilmişti, Gülen ABD'daydı artık.

Erdoğan o sırada değişmiş, aşırı güven kazanmış, beslenmiş ve "bu imama (Gülen'e) artık boyun eğmek zorunda değilim, halk beni seviyor" demeye başladı. "İmam kabul etse de etmese de ben kendi istediklerimi artık özgürce yapabilirim" diyordu. "Gülen" markasının arkasındaki CIA vb. derin yapılara da başkaldırıydı bu.

Erdoğan'daki bu aşırı güven sadece bir neden. Diğer bir neden de Erdoğan'ın İsrail'e karşı sert tutumu, sözünü geçirebiliyor görüntüsüydü. Türkiye'deki bütün partilere, medyaya rağmen bunu eleştiren de Fetullah Gülen'di. Ve bu arada, bir yan not olarak şunu söyleyeyim ki, Gülen'in ABD'deki en büyük destekçisi de ordaki Yahudi lobisidir. İsterseniz  Google'a gidip, en büyük yahudi lobisi olan AIPAC'i, ya da ATC'yi "gulen aipac" yazarak sorgulayın.

 

İlginç olan, bir İslami imam olan Gülen'in, Yahudi lobisi tarafından destekleniyor olmasıydı. Yahudi lobisi bir İslami modeli asla desteklemez oysa. Tek başına bu durum bile, insanların Gülen hakkında şüphe duyması, soru sormaya başlaması için yeterli bir nedendir.

 

Bu da Erdoğan Gülen arasındaki kavganın ikinci nedeniydi. Yani, Yahudi lobisinin desteklediği Gülen, Erdoğan'ın İsrail'e karşı sert çıkışlarını doğru bulmuyordu.

 

Ayrılık çanları çalmaya başlamıştı. Ve ardından Suriye konusu geldi. "Türkiye, AKP hükümeti Suriye'deki muhalifleri eğitiyor, silahlandırıyor ve bütün bunların ABD tarafından İncirlik üzerinden yönetiliyor" iddiası vardı.

 

Buraya kadar herşey yolunda gidiyordu. ABD'nin mevcut hükümetiyle Erdoğan iyi anlaşıyordu. Esad'ın devrilmesi için gereken herşeyi yapılıyorlardı. Ancak beklenmedik birşey oldu ABD'de. Obama karşıtı derin yapılanma, Esad'a şiddet (!) uygulandığına herkesi ikna etti, ABD müdahalesi hoş karşılanmamaya başlandı. Obama bu konudaki desteğini yitiriyordu. Ve tam bu noktada Rusya'nın devreye girmesi, ABD'yi geri adım atmak zorunda bıraktı.

 

Ve işte tam bu sırada, Türkiye kamuoyuna da, "Esad ile son derece iyi ilişkiler varken, muhalifler yüzünden ilişkiler bozuldu" inancı aşılandı.

 

ABD geri çekilince, Erdoğan tamamen ortada kaldı. Artık halkı arasında popüler değil, nefret edilen bir lider olmaya başlamıştı. ABD artık verdiği sözleri tutmuyor, Erdoğan'ı tamamen yalnız bırakıyordu ki bu da Erdoğan'ı oldukça sinirlendirmişti. Bu da üçüncü bir neden oldu.

 

Bu noktada başka bir olay patlak verdi; Gezi Parkı olayları. Gülen, Erdoğan'la aralarındaki kavgada, bunu bir fırsat olarak değerlendirmek istedi. Ve Gülen protestolara kendi cemaatinden insanları soktu. Erdoğan, başına neler geleceğini anlamıştı. CIA ve Gülen işe el atmış, protestolarda aktif rol oynamaya başlamıştı. Erdoğan bunu net olarak görüyordu.

 

Gezi Parkı olayları gerçek halk tarafından başlatılmış olabilirdi ancak, CIA'nın kontrolündeki Gülen cemaati ve AKP karşıtı Türkiye'nin eski güç sahipleri, bu fırsatı değerlendirmekte gecikmemişti. Ve eş zamanlı olarak ABD ve Avrupa basınında Erdoğan "diktatör" olarak anılmaya başlandı.

 

Erdoğan'ın ElKaide ile ilişkili olduğu iddia edilmeye başlandı. Ki, ElKaide'nin de ne tür bir operasyon olduğunu biz açıklamaya, deşifre etmeye daha önce çalışmıştık. Erdoğan artık ElKaide'nin parasal kaynak sağlayıcıları ile bağlantılandırılmaya çalışılıyordu. Ve bütün bunlar, bu operasyonlar CIA tarafından yönetiliyordu.

 

Soru: Peki, bütün bunlar gayet açık, anlaşılabilir ancak benim kafama takılan soru şu, Gülen'le, daha doğrusu CIA ile Erdoğan arasında bir sorun varsa eğer, bu sorunun nedeni nedir? CIA Türkiye'den, Erdoğan'dan ne istiyor?

 

Erdoğan, AKP sadece birer sembol, tıpkı diğer ülkelerdeki kukla hükümetler gibi, Obama gibi, George Bush gibi. Asıl önemli olan, bu sembolleri yönetmeye çalışan güç, yani CIA, yani ABD Silah Sanayi. CIA'nın yapmak istediği, sözkonusu hangi ülke ise, onu tamamen kontrol altına almak, iç ve dış politikasını yönetmekti. Ki son derece düzgün bir şekilde çalıştı bu sistem uzun seneler. Diledikleri kukla hükümeti getirmeyi ve uzun süre hükümette tutmayı başardılar.

 

CIA'nın planı, Türkiye'yi bir model ülke olarak kullanmak ve diğer ülkeleri de aynı şekilde hizaya getirmekti. Ilımlı İslam projesini Orta Doğu'da uygulamaya geçirmekti. Erdoğan ve Gülen, daha doğrusu CIA arasındaki sorun, bu planları aksatıyordu. CIA, Erdoğan'ın kontrolünü kaybediyordu, Bu arada Gülen'le hiçbir sorunları yoktu. Gülen iyi bir uşak olmuştu, emirleri harfiyen uyguluyordu.

 

Erdoğan, CIA ile sorunu daha da büyütmek için rest çekti. Boyun eğmeyeceğini göstermek için, bir mesaj vermek için "milyarlarca dolarlık silah alımlarını ABD ile değil, Çin'le yapacağım" dedi. Tüm dünya bu reste şaşırdı. Bu, ABD ve NATO'nun en üst düzey kurallarından birinin ihlali anlamına geliyordu, yapılabilecek son şeydi. İşte bu, NATO ve ABD Silah Sanayiini çileden çıkardı.

 

Ve Erdoğan daha da ileri giderek, "AB'ye girmek için yıllardır beklediklerini ve bunun gerçekleşmeyeceğini anladığını, bunun yerine Şangay Birliği'ne katılmak istediğini" söyledi. Ve resmen başvuruda bulundu. Ve bu davranış yine, çiğnenebilecek en son kurallardan biriydi. Batı için yüz senedir kukla olan Türkiye, kukla oynatıcısına karşı, sahibine karşı isyana kalkmıştı. Batı, zorla kurduğu bu kukla düzenini, kolay yıktırmazdı.

İşte bunları yaptığınızda, son kullanma tarihiniz dolmuş demektir. Kim olursanız olun artık bitmiştir. Ve ABD'nin uygulayacağı cezanın diğer ülkeler için ibretlik olması gerekiyordu, çünkü bu durum başkaları tarafından örnek alınabilirdi, bu risk göze alınamazdı.

 

Erdoğan'a şu ihtimaller sunuldu, tabii bunları hiçbir yerde duyamazsınız;

1) Geri adım atacaksın. Herşeyi geri saracak, İsrail'le ilişkilerini düzeltecek, Çin'den silah almaktan vazgeçeceksin. Şangay'dan uzak duracaksın. Gülen'den özür dileyeceksin. Bu senin birinci seçeneğin.

2) Sessizce istifa edip gideceksin. Çünkü biz hali hazırda senin yerine gelecekleri belirledik. Şu ana kadar çalıp çırptığın paralar varsa, onları da beraberinde götürebilirsin. Senden öncekiler de çaldı. Paralarınla İngiltere'ye gitmene izin vereceğiz.

3) Bunları kabul etmezsen, bizi bekle. Bu sana iki senaryo sunar; a) Kaddafi gibi, Saddam gibi yokedilirsin, seni Taksim meydanında, Gezi Parkı'nda öldürürüz. b) Mübarek gibi korkak bir şekilde teslim olabilirsin. Seni İngiltere'de bir hapishaneye atarız, yaşamının kalanını orda sürdürürsün.

 

İşte şu anda, Erdoğan bu seçeneklerle karşı karşıya. Bu seçenekler Kaddafi, Saddam ve Mübarek'e sunulanlarla aynı. CIA böyle çalışıyor. Senaryolar o kadar aynı, şaşmaz ve detaylarıyla benzer ki, insan neredeyse aynı şeyleri tekrar tekrar görmekten sıkılıyor. Ama aynı CIA, Esad'a bu seçeneklerden hiç birini sunmadı, Obamaya rağmen.

 

Ve birkaç ay içinde kavga daha da büyüyecek.

 

ElKadı ile Erdoğan'ın ilişkisi şu anda piyasaya sürülüyor ancak, ElKadı 1990 ortalarından beri FBI tarafından biliniyordu. ElKadı'nın çalışma merkezi Şikago idi ve garip olan, Gladyo B'nin de çalışma merkezi Şikago. Aynı zamanda Abdullah Çatlı da Şikago'ya geldi, orda ona ABD'de sürekli kalma izni (Yeşil Kart) verildi, daha sonra çeşitli bölgelere gönderildi. Mesela Azerbeycan'a, baba Aliyev'i öldürmek üzere gönderildi vs. Yani Şikago bu işlerin merkezi, yönetim noktasıdır.

 

FBI, ElKadı'yı ne zaman Şikago'da sıkıştırıp da yakalamak istese, araya CIA giriyordu. Ve nihayet, ElKadı'ya toparlanıp Arnavutluk'a kaçması için yeterli zaman verildi. Ve kaçınca da "hay allah, elimizden kaçırdık" dendi.

 

Bu arada ABD onu 9-11'in para sağlayıcısı olarak her yerde deşifre ediyordu.  ABD bu kez, "onun Arnavutluk'da olduğunu biliyoruz, adresi herşeyi elimizde, Arnavutluk hükümetinden onu resmen isteyelim" dediler. Ancak ona Türkiye'ye geçmesi için gereken iki haftalık süreyi vermeyi de ihmal etmediler.

ABD bu kez "hay allah, Arnavutluk'tan da kaçırdık adamı" deyiverdi. Bu defa Türkiye ile yazıştı ve "bu adamı sizden istiyoruz" dedi. Türkiye tarihinde ilk defa, "pardon, aramızda böyle bir suçlu değişim anlaşması yok. Bu adam herhangi bir suç da işlemedi burda, bu yüzden onu size veremeyiz" dedi. Ve ABD "ah öyle mi, tamam sorun değil" diyerek dosyayı kapattı!

 

ElKadı, Azerbaycan dahil pek çok yere rahatça gidip gelen bir adam. Sadece Asya bölgesine değil, aynı zamanda Avrupa'ya da gidiyor. Örneğin Londra'ya, iş gezileri. Sonunda ElKadı, bir iş adamı olarak BM'ye kendisini terörist listesinden çıkarma başvurusunda bulundu ve BM de bu başvuruyu değerlendirip onu listeden çıkardı!

 

Ama ne olduysa, aniden Erdoğan'ın oğlunun ElKadı ile fotoğrafları servis edilmeye başlandı. Bu tür haberler yayılmaya başlandı. Ve bu haberlerin pek çoğu Gülen cemaati tarafından servis ediliyordu. Ve tabii ki CIA destekli MİT'ten bir grup tarafından... Ve çok ilginç bir nokta da şu ki, bu servis edilen haberlerin çoğu WikiLeaks'den geliyordu. Burada kafama birşey takılıyor, acaba bunlar WikiLeaks'de halihazırda bulunan bilgiler miydi, yoksa birdenbire, aniden keşfedilmiş bilgiler miydi? Bu konuda şüphelerim var. WikiLeaks, CIA'in kontrolünde olabilir mi?Sadece bir soru.

...

Soru: Sizce Erdoğan'ın başına gelenler ,Kaddafi ve Saddam'ın başına gelenlerle tıpatıp aynı mı olacak, yoksa biraz daha farklı bir versiyon mu göreceğiz burada?

 

Türkiye, Mısır ya da Libya'dan tamamen farklı bir ülkedir, dinamikleri çok çok farklıdır. Öncelikle, Türk insanı gerçekten de farkındalığı yüksek bir kitledir. Aptallar için tasarlanmış iki partili sistem, ABD'de olduğu gibi, Türkiye'de çalışmaz. Türkiye'de çok farklı fraksiyonlar, eğilimler mevcuttur. ABD'de olduğu gibi, yani Demokrat ve Cumhuriyetçiler arasında bir gel-git oyunu sergileyerek halkla dilediğiniz gibi oynamanız Türkiye'de çalışmaz.

 

Burada bilinç düzeyi son derece yüksek bir halk kitlesinden bahsediyoruz. ABD'den çok farklı bir kitledir bu. Eğitimli ve düşünen insanların olduğu bir ülkede bu kadar kolay oyunlar sergileyemezsiniz, bu çok zordur.

Diğer bir fark da, Türk insanının aktivist yönü. Sokaklara inen, hakları için mücadele eden bir topluluktur Türkler. Bana soruyorlar bazen, oyunu kime vereceksin diye. ben de "oyumu Türk halkına vereceğim" diyorum, çünkü onlara inanıyorum, onlar kendilerine ne olacağına kendileri karar vereceklerdir.

Türk halkı gözünü açık tutmaya devam etmeli ve Libya'da, Mısır'da olanlardan ders almalıdır. Bunları milliyetçi bir kişiliğim olduğu için söylemiyorum, burada tamamen farklı tür insanlardan bahsediyoruz.

...

ABD'nin planları Libya ve Mısır'da olduğu kadar kolay işlemeyecektir Türkiye'de.

...

Diğer bir konu da, AB meselesi. Daha önce AB'yi bir kurtuluş olarak gören Türk insanı, AB'nin politik ve ekonomik çöküşünü görüyor. Almanların Türkiye'deki işlere başvurduklarını, Avrupa'da işsizliğin boyutlarını görüyor. AB'ye girmemiş olmanın bir avantaj olduğunu düşünüyorlar.

 

 

xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx

 

xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx

 

Fethullah Gülen'in yükselişi,Gladyonun rolü-(1)

29 Ağustos 2010, 09:17

Fethullah Gülen Hakkında Bir Araştırma

Fazla derine gitmeye gerek var mı?Ekteki yazıyı okuyunca, Gülen'e kim kanat taktı ve O'nu kim uçurttu, ekteki yazıyı okuyunca anlaşılacaktır.

 

FETHULLAH GÜLEN HAKKINDA BİR ARAŞTIRMA

 

Fethullah Gülen'in ABD ile kurduğu köprü hep işlektir. Gülen,yükselişindeki büyük basamakları Amerikancı liderlere borçludur.Örgütün kuruluşuna harç koyan, 1960'lı yıllarda dönemin uzun süre başbakanlığını yapan Süleyman Demirel'dir.

 

Gülen, uluslararası ölçekte faaliyetini, ABD'nin Türkiye'de en güçlü olduğu yılda, 1980'de başlatmıştır. Devletin içindeki kaynakları o kadar sağlamdır ki, askeri müdahale yapıldığı 12 Eylül'den bir gün sonra 13 Eylül 1980'de, hakkındaki operasyon emrini öğrenip kaçabilmiştir. 12 Eylül yönetimi, bir yandan aranıyor iken onu Çanakkale Merkez Vaizliği'ne atamıştır. 12 Eylül döneminde örgütlenme faaliyetleri katlanarak devam etmiştir.  Gülen örgütüne sıçramayı yaptıran, 1986'da yakalanmışken onuİzmir Sıkıyönetim Komutanlığı kuvvetlerinin elinden alan dönemin Başbakanı Turgut Özal'dır. Gülen, en büyük gelişmeyi, ABD vatandaşlığı ve CIA görevliliği Genelkurmay Askeri Mahkemesi'nce soruşturulan Tansu Çiller’in Başbakan olduğu 1993-1997 yılları arasında yaptı. (washingtonhaber)

 

Gülen, Çiller iktidarında Türk Silahlı Kuvvetleri'nin terfi ve tayinlerine bile müdahale edecek güce ulaşmıştı. Fethullah Gülen, bir orgeneralin kuvvet komutanı olarak atanmaması için hangi girişimlerde bulunduğunu  bizzat kendisi 10 Ekim 1995'te basın toplantısında açıklamıştı.  (Hala bu açıklama geçerli değil mi?)

 

Reagan'ın Demokrasi Projesi ve Ulusal Demokrasi Vakfı Fethullah Gülen örgütünün sıçrama yapmasıyla, ABD'nin dünyadaki etkinliğinin artması arasında bir paralellik bulunuyor.Gülen örgütü, ABD'de Reagan iktidarında, Sovyetler'i çözmek amacıyla yürütülen ve 1981'de resmileşen "Demokrasi" projesinin bir ürünü olarak serpiliyor. Demokrasi projesi, 1970'li yıllarda, ABD Ulusal Güvenlik Konseyi'nin belirlediği Yeşil Kuşak politikasının bir üst aşamaya çıkarılmış hali.

 

ABD'nin Çelik Çekirdeği, bir yandan en katı Amerikancı askeri diktatörlükleri ayakta tutarken, bir yandan da örgütlediği CIA muhalefetine "insan hakları ve demokrasi" ihracı görevi veriyordu. "İnsan hakları"ndan kasit, tabii ki etnik, dinsel ve kültürel haklardı. Dünyanın her yanını saran din ve mezhep savaşları, mikro miliyetçiliğin kışkırtılmasıyla milyonların canına mal olan milli boğazlaşmalar, bu projenin eseridir. Bu projeyi yürütmek için bir de örgüt kuruldu. National Endowment for Democracy. Yani Demokrasi Vakfı. Kısa adıyla NED diye anılan vakfın, CIA'dan daha etkin bir örgüt oldugu Newsweek dergisi tarafından teslim ediliyor.

 

ABD'nin "Project Democracy" si İslam ülkelerinde "Ilımlı İslam"ıngeliştirilmesi olarak piyasaya sürüldü. Ilımlı İslam ideolojisiyle, hem "dinlerarası diyalog" için zemin oluşturuluyordu, hem de ABD'nin laiklik zemininde yükselen ulusal devletleri tahrip etmesinin aracı olarak işlev görüyordu. Ilımlı sözcüğü, İslam fundemantalizminde bir ılımlılık değildi.

 

Şeriatin koyu iktidarı için mücadele eden Ilımlı İslamcı örgütler, ABD yönetimine ve politikalarına karşı "ılımlı" olmalıydı.Pentagon tarafından İslam coğrafyasında "Ilımlı İslam" hareketinin önderi olarak sayılan Gülen, kendi cemaatine ait Zaman gazetesinin 4 Eylül 1997 tarihli sayısında yayımlanan açıklamalarında, Batı ile ilişkiler hakkında şu değerlendirmeleri yaptı:

 

"İnanmış bir insanın Batı karşısında, Batı'yla entegrasyon karşısında, Amerika'yla entegrasyon karşısında olması katiyyen düşünülemez."

 

 (Zaman gazetesi, 4 Eylul 1997)

 

GLADYO'NUN ROLÜ

 

Gülen örgütü, 12 Eylül Amerikancı askeri darbesinin "Türk İslam sentezi"ni resmi kültür politikası olarak benimsediği, tarikatların "sivil toplum örgütü" olarak kutsandığı, yeşil sermayenin önünün dizginsiz açıldığı koşullarda gelişti.  Gülen örgütünün gelişmesi, sadece bu iklimin dolaysız sonucu değil. Devlet içinde örgütlenen Amerikancı paralel devletin doğrudan bir müdahalesi var.Gülen'in Ege Ordu ve Sıkıyönetim Komutanlığı'nca yakalanmasına karşın aynı  gün serbest bırakılmasıyla, cezaevindeki ülkücü gençlerin gruplar halinde  Fethullah Gülen örgütüne intisap etmeleri aynı döneme rastlıyor. Gülen'in,  Gladyo'nun tetikçileri Abdullah Çatlı ve Haluk Kırcı'larla ilişkisi de 1980’li yılların sonunda görülüyor. 1980 öncesinde MHP'ye bağli Ülkü Ocakları Derneği'nin Genel Başkan Yardımcısı Abdullah Çatlı'nın 1996  yılında Türkiye'de büyük yankılara yol açan bir trafik kazasında üst düzey  bir emniyet mensubuyla birlikte ölmesiyle, Özel Harp Dairesi'nin  yetiştirdiği Gladyo tetikçilerini kamuoyu önüne çıkarmıştı.

 

Gülen, bu yıllarda cezaevinde mağdur durumdaki sahipsiz ülkücülere büyük maddi yardımlarda bulunuyor. Komünizmle Mücadele Derneği'yle Fethullah Gülen’in ikinci kucaklaşması bu döneme denk düşüyor. MHP'nin ikiye bölünmesi, Muhsin Yazıcıoğlu'nun Büyük Birlik Partisi'ni kurmasında daFethullah Gülen'in belirleyici rolü saptanıyor.

 

Büyük Birlik Partisi'nin militanları 1990 sonrasındaki bütün uluslararası etnik terör eylamlerinde rol alıyor: Bosna'da, Çeçenistan'da,  Gürcistan'da, Azerbaycan'da, Keşmir'de ve Sincan'daki şeriatçı terör militanlarınin kaynağı Büyük Birlik Partisi oluyor.

 

MOON TARİKATI VE FETHULLAH GÜLEN

 Fethullah Gülen'in CIA ile ilişkilerini sürdürmede en önemli örtülerinden  biri, Dinlerarası Diyalog oldu. Bu örtü de bir ABD imalatı. 1950'lerden  itibaren dünyanın efendiliğine soyunan ABD, kıtalararası imparatorluğunu  sürdürmek için, her kıtasal din içinde kendisine bağlı bir tarikat  örgütledi. Bu tarikatların hepsinin söylemi aynı: Dinlerarası diyalog

.

 

CIA denetiminde yürütülen bu faaliyetin ilk başarılı örnegi Moon tarikatı.  1951'de Kore'yi işgal eden ABD, Güney Kore'yi sömürgeleştirirken bir de Hıristiyan tarikatı kurdu. Ve Güney Kore nüfusunun yüzde 40'ı,  Budistlikten vazgeçip Hıristiyan oldu. Bu başarıdaki en önemli pay,  bilinen adıyla Moon tarikatının. Resmi adıyla anarsak; Birleştirme Kilisesi.  CIA'nın kurduğu Kore CIA'nın Washington temsilcisi Albay Bo Hi Pak da,  Moon tarikatının en güçlü ismi. CIA, Moon tarikatını kullanarak Dünya Anti Komünist Ligi'ni örgütledi. Türkiye'de kurulan Komünizmle Mücadele Dernekleri de, Dünya Anti Komünist Ligi'nin uzantıları. Moon tarikatı,  1978'de, ABD'de bir Kongre soruşturmasına uğradıysa da etkisini yitirmedi.  Reagan döneminde Irangate skandalında boy gösterdiğini görüyoruz. George  W. Bush iktidarında Moon tarikatının sahibi olduğu Washington Times gazetesi, neoconservatism ve ABD saldırganlığının başlıca araçlarından  biri oldu.  Fethullah Gülen'in Türkiye'de yayınlanan Zaman gazetesi ile Washington  Times arasında sıkı işbirliği artarak sürüyor.

 

İSRAİL İLE İLİŞKİNİN AYIRT EDİCİLİĞİ

 

Moon tarikatının, Latin Amerika'daki askeri diktatörlüklerle, İsrail üzerinden kurduğu uyuşturucu ve terör bağı dikkat çekici. Fethullah Gülen’in İsrail ile yakın ilişkisi de onun en ayırt edici özelliği. Körfez Savaşı’nda, Irak yönetiminin İsrail'e attiği Scud füzesi üzerine İstanbul’da verdiği vaaz ve döktüğü göz yaşları ve ettiği bedduaların kaseti, İslamcılar tarafından elden ele dolaştırılıyor.

 

İsrail ile ilişki, ABD açısından kilit öneme sahip. Graham Fuller'in İslamcı hareketi konu alan Kuşatılanlar kitabında, İslamcı hareketlerin Batı ile uyum için yapması gerekenlerin başında İsrail ile iyi ilişki geliyor.  (Graham Fuller, I. O. Lesser, Kuşatılanlar, Sabah Kitapları, İstanbul,  1996, s.126.)

 

Gülen'in İslamcı kitleleri kendisinden soğutma tehlikesine karşın, Kudüs Başhahamı ile yakın ilişkisi ve Fethullahçıların işadamları derneği ISHAD’ın İsrail'le bağları, bu politikanın gereği olarak kuruluyor.

 

"ABRAMOWITZ'LE BENİ KASIM GÜLEK TANIŞTIRDI

 

"Moon tarikatı ile Fethullah Örgütü arasındakı bağ, hedef benzerliğinden ibaret değil. Organik ilişki var. Moon tarikatının Türkiye halifesi,  Cumhuriyet Halk Partisi eski Genel Sekreterlerinden Kasım Gülek ile Fethullah Gülen'in dostluğu artık saklanmıyor. Gülen’in reklamını değişik yayın organlarında yapan yazar Hulusi Turgut,  21 Ocak 1998 tarihli Yeni Yüzyıl'da bu ilişkiyi şöyle anlatıyor:

 

"Kasım Gülek, Fethullah Gülen'le çok iyi dostluk ilişkileri içindebulundu. Gülen, Kasım Gülek'le *** *** görüşürdü. Vefatı üzerine bu eski dostunun cenaze namazını kıldırmıştı. Fethullah Gülen'e sorduk: 'Amerika,  sizlerle ilgili referansı merhum Kasım Gülek'ten mi aldı?' Gülen bu konuda şunları söyledi: 'Kasım Gülek Bey’in baldızı Amerika'daydı. Yani Pentagon'la irtibatları vardı. Eğer kendisine değişik patformlardan, Beyaz Saray’dan sormuşlarsa 'Bunlar nedir?' diye, o da 'Endişe edilecek bir şey yoktur' demiştir, referans vermiştir." (Yeni Yüzyıl gazetesi, 21 Ocak 1998)

 

 

Gülen, 1 Eylul 1997 tarihli Zaman gazetesinde bu ilişkiyi şöyle açıklıyor:

 

"ABD'de görüştüğüm insanlardan biri Abramowitz'di. O, Türkiye'de bir zaman elçi olarak kalmıştı. Müşterek dostumuz Kasım Gülek Bey vardı. Onun vasıtasıyla gıyaben onu tanıyorduk. Türkiye, şimdiye kadar çok ölüm-kalım krizlerine maruz kalmıştır. Bunu isterseniz bir kriz sayın ama bu milletbunu aşar dedim. Hatta bu ses, imkânı varsa Beyaz Saray'a kadar, Kongre’ye kadar, Pentagon'a kadar götürülmeli dedim." (Zaman gazetesi, 1 Eylul 1997)

 

 

Gülen, 1992 yılında ABD'ye gittiğinde, Kasım Gülek'in, Pentagon'da albay olarak görev yapan, sonra şüpheli bir şekilde ölen baldızı aracılığıyla Pentagon ve CIA yönetimi ile ilişkiye geçtiğini de anlatıyor.

 

Moon tarikatı ile Fethullah Gülen'i birleştiren bir diğer isim; Gladyo’nun tetikçisi Abdullah Çatlı. Çatlı, 1981 yılında Dünya Anti Komünist Ligi’nin toplantısına katılıyor. 1992'de Gülen'i ABD'de havaalanında karşılayan da,  Abdullah Çatlı.

 

 

 Falun-Gong, Scientology, Moon ve Gülen Birlikteliği

 

Hızla yayılan ve büyü mali olanaklara sahip CIA bağlantılı bir başka  tarikat da, Scientology adını taşıyor. Scientology'nin, gerek ABD'de gerek  Avrupa'da en sıkı ilişki içinde olduğu güç, Fethullah Gülen örgütü.  Scientology, aynı zamanda Moon tarikatı ile çok sıkı ilişki içinde.  CIA'nın denetimindeki bir diğer tarikat da Çin'de faaliyet  yürütüyor:

 

FALUN-GONG

 

Her dört tarikatın da teorisi, dini yorumlayışları, çalışma tarzları ve  hedefleri arasında olağanüstü uyum var. Kuşkusuz bunun nedeni, komuta  merkezinin aynı olması. Hepsi, CIA'nın örtülü faaliyetleri için  kullanılıyor ve yönlendiriliyor.

 

HIRİSTİYAN MİSYONERLERİNİN YOLUNU İZLEDİ?

 

Türkiye'de diğer tarikatlar Kur'an kursu ve imam hatip liseleri gibi  doğrudan dini eğtim kurumlarına önem verirken, Fethullah Gülen cemaati,  Turgut Özal döneminde, yurtiçinde özel Anadolu liseleri ve kolejler açmaya  başladı. Fethullah Gülen, bu okullarda, Hıristiyan misyonerlerinin  taktiğini izleyerek, temel bilimler alanında eğitime ağırlık verdi.Osmanlı İmparatorluğu'nda örgütlenmek isteyen Hıristiyan Misyonerleri de,  önce teoloji alanında eğitim veren okullar kurmak istemiş, başarılı  olamayınca, temel bilimler alanında eğitim veren kolejler kurmuştu. 1915  yılında Osmanlı coğrafyasında, Hıristiyan Misyonerleri'nin Amerika'daki en  büyük örgütü American Board'a bağlı 600'den fazla okulu vardı. Amerikan  kolejleri, Osmanlı İmparatorluğu'nun parçalanmasında çok önemli roller  oynadı. Atatürk, Cumhuriyet'le birlikte bu okulları kapattı. Türkiye,  NATO'ya girdikten sonra bu okullar yeniden açıldı.  Misyoner kolejlerinde Hıristiyanlik eğitimi gizli yapılıyordu. Fethullah okullarında tarikat eğitimi ise yurtlarda ve öğrencilerin barındırıldığı  "Işık evi" denen apartman dairelerinde yapılıyor. Üniversiteye girmenin çok zor hale getirildiği Türkiye'de Fethullah Gülen'in kurduğu okullarda,devlet okullarından daha iyi eğitim veriliyor, bu nedenle ailelerçocuklarını getirip Fethullah'a teslim ediyorlar. Ancak bu liselerden yetişen çocukların tamama yakını, Türkiye Cumhuriyeti'ne, Atatürk'e düşman hale getiriliyor, ABD hayranı yapılıyor

.

 

ULUSLARARASI OKULLAR NASIL KURULDU?

 

Sovyetler Birliği'nin çözülmesi üzerine Gülen örgütü uluslararası okullar  atağına geçti. Gülen'in öncelik verdiği ülkeler de dikkat çekici:Orta Asya, Kafkaslar, Balkanlar. 1992'den itibaren, öncelikle Orta Asya Türk Cumhuriyetleri olmak üzere  Kafkas ve Balkan Cumhuriyetlerinde, "Fethullahçı" diye bilinen vakıf ve  şirketler, art arda kolejler açtılar. Ardından Asya ve Afrika ülkeleri  geldi.  Şu anda 5 kıtada, 52 değişik ülkede 21 öğrenci yurdu, 6 üniversiteye  hazırlık kursu, 257 lise, 21 dil okulu ve 6 üniversiteleri bulunuyor. Okullar için bir yılda harcanan paranın toplamı, Gülen tarafından 1 milyar  205 milyon dolar olarak belirtiliyor.ABD'nin Soğuk Savaş döneminde, Sovyetler Birliği'ni içeriden çokertmek  için örgütlediği ve büyük olanaklarla yürüttüğü "CIA muhalefeti"nin, Gülen  örgütünün önünü açtığını saptıyoruz. Sovyet blokuna karşı yürütülen  psikolojik savaşın en önemli aygıtı Hür Avrupa Radyosu, Fethullah Gülen'i  bültenlerünün baş konusu yapıyor. Amerika'nın Sesi radyosunun değişiklehçelerdeki Türkçe yayınlarında, Gülen ve misyonu döne döne övülüyor.

 

OSMANLI İMPARATORLUĞU TOPRAKLARI İÇİNDE AÇILAN AMERİKAN KOLEJLERİ KİME  HİZMET ETTİYSE, GÜLEN'İN OKULLARI DA AYNI HİZMETİ GÖRÜYOR.

 

Bu okullar hep  CIA'nın ilgi duyduğu ülkelerde açılıyor. Okullara ABD'deki Yahudi  lobisinin de ilgi duyduğuna dikkat çekiliyor.

 

CIA'nın İlgi Alanlarında  Okulların ülkelere göre dağılımı şöyle oldu: Kazakistan (28), Rusya  Federasyonu'na ait çesitli bölgeler (24), Özbekistan (18), Türkmenistan  (15), Azerbaycan (14), Kırgızistan (11). Bunları Arnavutluk ve Moğolistan  (4'er); Afganistan, Irak, Gürcistan, Ukrayna ve Romanya (5'er); Moldova  (2); Pakistan, Bangladeş, Makedonya, Macaristan, Fas, Güney Afrika, Sudan, Endonezya, Tayland ve Tayvan birer okulla izliyor.

 

Dünyadaki uyuşturucu merkezlerinden Tayland'ın sınırındaki Cenday kentine  gidip okul ve yurt açmanın Türkiye açısından bir anlamı bulunmuyor, ama  CIA açısından çok anlamlı.

 

OKULLARI AÇAN ŞİRKETLER

 

Beş kıtaya yayılan okullar için Türkiye'de şirketler kuruldu. Bu şirketler, yurtdışında açacakları okullar için Türk Milli Eğitimi'ne başvurup, izin aldı. Ardından, görev alacak eğitim ordusu belirlendi.Sayıları 4 binin üzerinde olan öğretmenlerin yaşlari 22-35 arasındaydı.  Hepsi, çok iyi İngilizce öğrenmişti. Fethullah Gülen'in tavsiye ve teşviklerine uyarak okulları açmak için şu sirketleri kurdular: Çağ Öğretim İşletmeleri AŞ, Feza Gazetecilik AŞ, Şelale AŞ, Eflak AŞ, Kazak Türk Liseleri Genel Müdürlüğü, Sebat AŞ, Silm AŞ, Taşkent Eğitim Şirketi,  Serhat Eğitim Öğretim ve Sağlık Hizmetleri AŞ, Tolerans Vakfı, Ufuk Eğitim Vakfı, Toros Eğitim Hizmetleri Turizm ve Ticaret AŞ, Ertuğrul Gazi Egitim Öğretim AŞ, Karacay Çerkes Toros Eğitim Hiz. Tur. ve Tic. AŞ Palandöken Eğitim Öğretim Hiz. AŞ, Dunae 94 Sti., Ozel Burg AŞ, Dostluk Yurdu  Derneği, International Hope Ltd. Company, Fezalar Eğitim Ögretim Ticaret  Limited Şirketi, Çaglar Eğitim Mal. Ltd. Şti, Balkanlar Eğitim ve Kültür Vakfı, S.C. Lumina SA Şirketi, Gülistan Eğitim Yayın ve Ticaret Ltd.  Şti., Sema Eğitim Ögretim İşletmeleri AŞ, Samanyolu AŞ, Türkiye Sağlık ve  Tedavi Vakfı, Yayasan Yenbu Indonesia Vakfı.

 

 

Kaynak: http://www.toplumsalbilinc.org/

ETİKETLER :
Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
CİA Erdoğan yerine 3'ün Birini Alır...
Mahmut Yavuz 2014-03-13 23:58:38
Siyonistlerin Ortadoğu'lu halklara karşı kurdukları kukla devletler dönemi R. Tayyip Erdoğan'la tarihe karıştı. CİA içinde siyon kanadın Yeryüzünde kullandığı devlet hükümet, baron, tarikat vb. tüm oyunlar bırakın Türkiye’de artık dünya genelinde sorgulanmaya başlandı.
ABD halkı bizdeki paralel yapılanmanın daha derini olan kendi paralel yapılanmalarına yöneldiler.

Obama şu anda kitlenmiş nötr bir durum yaşıyor. 2 Metre boyundaki zenci kardeşler şok içinde, yakın bir gelecekte beyaz hırıstiyanlarla, latinilerle buluşacaklar… Hepsi siyonizmin insanlıkla nasıl dalga geçtiğini görüp hesap sormaya başlayacak…

Ve yine Yakın bir zamanda ABD'de Türkiye'dekine benzeyen kendi paralel yapılarıyla muhakkak hesaplaşacaktır. Bu çatışma Amerika'yla sınırlı kalmayacak, buradan Avrupa'ya sıçrayarak katil-kapitalizmi yerle bir edecek küresel boyutta büyük bir gelişmenin kapılarını çoktan açtı bile.

Ruslar (Asya’da) Ukrayna'da, Osmanlı Türkiye’de (Ortadoğu) küllerinden doğdu. Ortadoğu'lu halklar Siyonizmi dünya genelinde deşifre ederek katil kapitalizme büyük bir darbe vurdular. Bu saatten sonra ABD ve Avrupa halkı giderek kendi ülkelerini kuşatan ve kendilerini her alanda köleleştiren küresel çürümeye,ve yok etmeye tabi tutan katil-kapitalist sistemi çözmeye ve görmeye başladılar.

Taktiri ilahi bu ya Orta çağda soykırımdan kurtulmak için Ortadoğu'ya sığınmıştılar...

İnsanlık açısından fetullah gibi din simsarlarının, katil-kapitalizmin kurduğu din tarikatlarının, oyunlarının sonuna gelindi.

Bir başka deyişle Katil-Kapitalizm diş geçiremediği ve kullanamadığı Türkiye ve Rusya üzerinde oyun ve senaryolar kurmaya çalışırken kendi vatandaşlarını uyandırdılar. Bu kafayla devam edip insanlığı, milletleri hafife almaya devam ederlerse hepsinin kartondan kaleler gibi yıkıldıklarına hep birlikte şahit olacağız...
Bundan dolayı aklı selim Yahudilerin bir an önce kendilerini sapık Siyonistlerden kurtarıp normalleşmeleri lazım. Aksine dünya insanlık tarihinin göremeyeceği acılara gebe kalacak…
ABD halkı şu gerçeği artık net olarak gördü. Kendilerini kullanan Katil-kapitalizm dizayn ve kontrol edilemezse… insanlığın ilk çağlara dönüşünü kimse engelleyemez…
Toplam 1 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer GENEL-GÜNCEL haberleri
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -
Anket
Dkmhaber Yeni Tasarımını nasıl buldunuz ?
Çok güzel
Güzel
İdare eder
Kötü
Çok kötü
Seri İlanlar
Doğu Haber-Doğu Medya-Doğu Kültür Gazetesi-Doğunun Haber Portalı
© Copyright 2013 DKM Haber. Tüm hakları saklıdır. Bu site Gazi SOFT haber yazılımı alt yapısı ile yapılmıştır.
DKM MEDYA GRUP2
BÖLGE FİRMALAR- İŞ DÜNYASI-2
DOĞU KÜLTÜR
İSTANBUL-ANKARA-BURSA-İZMİR
DİYARBAKIR
VAN
DOĞU KÜLTÜR GAZETESİ ESKİ ARSİV
DKM MEDYA GRUP1
BÖLGE FİRMALAR- İŞ DÜNYASI-1
KARS
AĞRI
IĞDIR
ESENYURT
BAĞLANTILARIMIZ
KARS
DOĞU KÜLTÜR GAZETESİ ESKİ ARSİV
ESENYURT
AĞRI
IĞDIR
ARDAHAN
DOĞU KÜLTÜR GAZETESİ ESKİ ARSİV